Türkçe
1. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. 
Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık. |
| 2. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. 
Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı. |
| 3. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. 
Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum. |
| 4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. 
Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık. |
| 5. Süresi dolduğunda ayrılmak. 
Daireden çıkmak. Hastaneden çıkmak. Cezaevinden çıkmak. |
| 6. Yapılmak, yürümek. 
Bu dairede işler kolay çıkmaz. |
| 7. Yetişecek ölçüde olmak. 
Bu kumaştan bir palto çıkar mı? |
| 8. Eksilmek. 
Dörtten iki çıkarsa iki kalır. |
| 9. Meydana gelmek. 
Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır. |
| 10. Sıyrılmak, ayrılmak. 
Bebeğin patiği çıktı. |
| 11. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. 
Borçlu çıkmak. Kârlı çıkmak. Alacaklı çıkmak. |
| 12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. 
Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra. |
| 13. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. 
Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık. |
| 14. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. 
Sularda bakteri çıktı. |
| 15. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. 
Başkana çıkmak. |
| 16. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. 
Arkadaşa piyango çıkmış. Bize yine gezi çıktı. Bu işten size de bir şey çıkar. |
| 17. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak.  18. Mal olmak. 
Bu ev dört milyara çıktı. |
| 19. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. 
Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı. |
| 20. Bir yere ulaşmak, varmak. 
Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar. |
| 21. Karaya ayak basmak. 
1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım. |
| 22. Yayılmak, duyulmak. 
Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu. |
| 23. Olmak, bulunmak, var olmak. 
Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı. |
| 24. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. 
Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın. |
| 25. Yayılmak. 
Lağımdan pis kokular çıkıyor. |
| 26. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. 
Güreşte ona çıkacak kimse yok. |
| 27. Bulaşmak. 
Kravatın boyası gömleğe çıktı. |
| 28. Binaya kat eklemek. 
Evin ikinci katını çıkmadan havalar bozuldu. |
| 29. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. 
Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı? |
| 30. Niteliği sonradan anlaşılmak. 
Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı. |
| 31. Belirmek, tanınmak. 
Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı. |
| 32. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. 
Akıllı çıktı da arkadaşına uymadı. |
| 33. Yerinden oynamak. 
Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı. |
| 34. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. 
Tencerenin bakırı çıktı. Zayıflıktan kemikleri çıkmış. |
| 35. Oluşmak, olmak. 
Fırtına çıkmak. Soğuk çıkmak. |
| 36. Piyasaya sürülmek.  37. Bitmek1, büyümek, sürmek. 
Ekinler çıkmaya başladı. Bıyığı çıktı. |
| 38. Verilmek. 
Maaş çıkmak. Emir çıkmak. |
| 39. Ay veya mevsim geçmek. 
Mart çıktı. Kış çıktı. |
| 40. Yeni yetişip satışa sunulmak. 
Erik çıkmış. Çilek daha çıkmadı. |
| 41. Yükselmek, artmak. 
Fiyatlar çıktı. |
| 42. Artırmak, fiyatı yükseltmek.  43. Sesini yükseltmek.  44. Büyük abdest bozmak.  45. Giderilmek, yok olmak. 
Leke çıktı. |
| 46. Unutmak. 
O söz benim hatırımdan çıkmadı. |
| 47. Ay, Güneş görünmek. "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu 
Hava açılmış, ay çıkmıştı. |
| 48. Yayımlanmak. 
Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu. |
| 49. Gelmek. 
Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti. |
| 50. Gerçekleşmek. 
İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya! |
| 51. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. 
Arabanın direksiyonu çıkmak. |
| 52. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. 
Ev, ev olmaktan çıktı. |
| 53. Flört etmek. 
Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım. |
| 54. Erişmek, görmek. 
Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım. |
| 55. mecaz Harcamak zorunda kalmak. 
Paradan çıkmak. Bin liradan çıktım. |
| 56. argo Vermeye katlanmak. 
Çık bakalım paraları! |
| 14 kez sorgulandı Kaynak (04.04.2021-04.04.2021) çık- + -mak
Türkçe çık-(tışık) fiil kökünden gelir.
|
Türkçe
1. Bir yere doğru yönelmek.  2. Bir yerden veya bir işten ayrılmak.  3. Çıkmak, ulaşmak. 
Bu yol nereye gider? |
| 4. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. 
Her gün çalışmaya gidiyor. |
| 5. Sürmek, devam etmek. 
Ama böyle giderse Allah hemen sonunu hayırlara tebdil etsin. |
| 6. Yakışmak, yaraşmak. 
Bu renk ona gitmedi. |
| 7. Tüketilmek, harcanmak. 
Eline geçen paranın çoğu da İstanbul'da çoluğa çocuğa gidiyor. |
| 8. Götürülmek, gönderilmek. 
Haber daha yeni gitti. |
| 9. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. 
İki ton kömür üç ay gider. |
| 10. Yürümek, yol almak. 
Bu at iyi gider. |
| 11. Dayanmak. 
Bu giysi iki yıl gider. |
| 12. Geçmek. 
Yaz gitti, kış geldi. |
| 13. Herhangi bir durumda olmak. 
Yolculuk iyi gidiyor. Bakalım bu iş nasıl gidecek? |
| 14. Yok olmak, elden çıkmak. 
Gemiler ve saray hepsi gitti. |
| 15. Ölmek. 
Ben giderim adım kalır Dostlar beni hatırlasın |
| 16. Başvurmak, yapmak. 
Mahkemeye gitmek. |
| 17. Bir şey zarar görmüş olmak. 
Duvarın boyası gitmiş. |
| 18. Makine, işlemek, çalışmak. 
Bu saat iyi gidiyor. |
| 19. Satılmak. 
Altın kaçtan gidiyor? |
| 20. Yapmak. 
Para ayarlamasına gitmek. |
| 21. mecaz Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. 
Bu işin sonu nereye gider. |
| 22. yardımcı fiil Değerlendirmek, saymak, karşılamak. 
Bu iş hoşuma gitmedi, tuhafıma gitti. |
| 44 kez sorgulandı Kaynak (17.01.2021-31.01.2021)
|
| Türkçe
1. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. 
Masaya vurmak. Birinin başına vurmak. |
| 2. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. 
Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor. |
| 3. Etkisi bir yere kadar uzanmak.  4. Duyulmak, hissedilmek.  5. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. 
Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur. |
| 6. Olumsuz yönde etkilemek. 
Kriz kitap dünyasını da vurdu. |
| 7. Hızla değmek, çarpmak. 
Kolumu duvara vurmuşum. |
| 8. Sürmek. 
Duvara boya, tahtaya cila vurmak. Yakı vurmak. |
| 9. Takmak, koymak, bağlamak. 
Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 10. Bağlama, ilişkilendirmek. 
Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar. |
| 11. Olduğundan başka biçimde görünmek. 
Deliliğe vurmak. |
| 12. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. 
Bıçak vurmak. |
| 13. Uygulamak, basmak, koymak. 
Damga vurmak. |
| 14. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak.  15. Amaçladığı şeye rast getirmek.  16. Hızla çarpmak. 
Ayağını güm güm yere vurarak. |
| 17. Silahla yaralamak, öldürmek. 
Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar. |
| 18. Dokunmak, hasta etmek. 
Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden. |
| 19. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. 
Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş. |
| 20. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. 
Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu. |
| 21. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek.  22. Desteklemek, dayamak. 
Akşam olunca kapının desteğini vurduk. |
| 23. Çıkmak. 
Su dışarı vurdu. |
| 24. Sırtına, omzuna yerleştirmek. 
Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu. |
| 25. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak.  26. Tavla oyununda pulu kırmak.  27. mecaz Manevi olarak yaralamak.  28. argo İçki içmek.  29. argo Kadeh tokuşturmak.  30. argo Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. 
Birinin on milyon lirasını vurmak. |
| 31. matematik Çarpma işlemini yapmak. 
İkiyi dörde vurursak sekiz eder. |
| 19 kez sorgulandı Kaynak (02.03.2021-02.03.2021)
|
| Türkçe
1. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. 
En şiddetli münakaşa, kumpanyanın ismi için oldu. |
| 2. Gerçekleşmek veya yapılmak.  3. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. 
Okumak, eczacı olmak bu sayılı inatlarından biri ve ilkidir. |
| 4. Bir şeyi elde etmek, edinmek. 
Nihayet ben mal sahibi olacağıma göre rahattım. |
| 5. Bir durumdan başka bir duruma geçmek.  6. Herhangi bir durumda bulunmak.  7. Uygun düşmek, yerinde görülmek. 
Böyle iş olmaz. Oraya gitmesek de olur. |
| 8. Yetişmek, olgunlaşmak. 
Ekinler oldu. Üzümler daha olmadı. |
| 9. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. 
Çay oldu. |
| 10. Bulunmak. 
Kız da hemen olduğu yere oturdu. |
| 11. Geçmek, tamamlanmak. 
İki yıl oldu. Nerede ise üç yıl olacak. |
| 12. Sürdürmek, yürütmek. 
İlişkilerimiz dostça olsun istiyorum. |
| 13. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. 
Partili olmak. |
| 14. Yaklaşmak, gelip çatmak. 
Sabah oldu. |
| 15. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. 
Pırlanta gerdanlığı da tektaş küpesi de zümrüt yüzüğü de kendinin olsun! |
| 16. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. 
Annesi oluyor. Yeğeni olur. |
| 17. teklifsiz konuşmada Sarhoş olmak. 
Sen adamakıllı olmuşsun. |
| 18. Uymak, tam gelmek. 
Bu şapka başıma oluyor. |
| 19. Yitirmek, elinden kaçırmak. 
Tembelliği yüzünden işinden oldu. |
| 20. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. 
Köyden, kasabadan olmayan, düveni, dirgeni nasıl bilebilir? |
| 21. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. 
Aman, ona bir şey olmasın! Kimseye bir şey olmadı. |
| 22. Yol açmak. 
Bu davranışın ona çok zararı oldu. |
| 23. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. 
Su, buz oldu. |
| 24. yardımcı fiil Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. 
Artık bize gelmez oldu. Bu işi yapmış olacak. |
| 25. yardımcı fiil Hastalığa yakalanmak, tutulmak. 
Tifo olmak. Verem olmak. |
| 1219 kez sorgulandı Kaynak (02.09.2009-03.03.2021)
|
| Türkçe
1. Yönetip yürütmek, sevk etmek.  2. Devam etmek. 
Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer. |
| 3. Önüne katıp götürmek. 
Koyunları sürmek. |
| 4. Uzatmak, ileri doğru itmek. 
Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor. |
| 5. Dokundurmak, değdirmek. 
Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim. |
| 6. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. 
Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler. |
| 7. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. 
Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor. |
| 8. ticaret Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. 
Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler. |
| 9. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak.  10. Herhangi bir durum içinde bulunmak. 
Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu. |
| 11. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. 
Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi. |
| 12. Olmaya devam etmek. 
Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum. |
| 13. Zaman geçmek. 
Çok sürmez, her şey düzelir. |
| 14. Zaman almak. 
Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü. |
| 15. bitki bilimi Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek1, yeşermek. 
Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı. |
| 16. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. 
18 kez sorgulandı Kaynak (17.01.2021-17.01.2021)
|
| Türkçe
1. Ulaşmak, varmak. 
Gurbetten gelmişim yorgunum hancı Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş |
| 2. Getirmek. 
Adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim. |
| 3. Oturmaya, ziyarete gitmek. 
Dün akşam amcamlar bize geldi. |
| 4. İsabet etmek. 
Attığı top gözüme geldi |
| 5. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. 
Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir. |
| 6. Ortaya çıkmak, doğmak.  7. Belli bir süre dolmak. 
Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu. |
| 8. Belli bir zamana ulaşmak.  9. Kadar olmak. 
Boyu ancak omzuna geliyor. |
| 10. Çıkmak, yönelmek. 
Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez. |
| 11. İzlemek, takip etmek. 
Çocuklar arkadan geliyordu. |
| 12. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. 
Kahve Brezilya'dan geliyor. |
| 13. Katılmak, eklenmek. 
Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir. |
| 14. Türemek.  15. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. 
Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim. |
| 16. Sonuç çıkmak. 
Bu davranışlardan ne gelir bilinmez. |
| 17. Dayanmak, tahammül etmek. 
Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor. |
| 18. Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. 
Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez. |
| 19. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. 
Dediğime geldiniz mi? |
| 20. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. 
Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi. |
| 21. Kazanılmak, sağlanılmak. 
Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir. |
| 22. Uymak. 
Bu ayakkabı sana küçük gelir. |
| 23. Olmak, -e uğramak. 
Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi. |
| 24. Akmak. 
Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor. |
| 25. Düşmek, rast gelmek. 
Buraya ışık gelmiyor. |
| 26. Görünmek, sanılmak. 
Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi. |
| 27. Uygun düşmek. 
Caddelerde oturmaya gelmez. |
| 28. Başlamak, ortaya çıkmak.  29. Mal olmak. 
Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi. |
| 30. Biriyle birlikte gitmek. 
Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz? |
| 31. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. 
Uykusu gelmek. |
| 32. yardımcı fiil Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. 
Alışageldiğimiz bir anlamı vardı. |
| 33. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. 
Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek. |
| 34. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. 
Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek. |
| 35. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. 
Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek. |
| 36. Herhangi bir sırada bulunmak. 
Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek. |
| 118 kez sorgulandı Kaynak (17.11.2020-30.01.2021)
|
| Türkçe
1. Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek.  2. Anlamak, kavramak, sezmek. 
Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin. |
| 3. Yanına gidip konuşmak. 
Bugün müdürü göreceğim. |
| 4. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.  5. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak. 
Hangi memlekete gitsek resmi makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük. |
| 6. Yapmak, etmek. 
İş görmek. Masraf görmek. |
| 7. Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak.  8. Almak. 
Birinden ders görmek. |
| 9. Bir şeye erişmek. 
Cebi para görmek. |
| 10. Çok değer vermek. 
Gözü yalnız parayı görüyor. |
| 11. Bir işleme uğramak. 
Teftiş görmek. |
| 12. Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. 
Ev güneş görüyor. |
| 13. Ziyaret etmek.  14. Karşılaşmak, rastlaşmak.  15. Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. 
Körler parmaklarıyla görürler. |
| 16. Sahne olmak, geçirmek. 
Bu ova çok savaş gördü. |
| 17. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek.  18. Gezmek. 
Ankara'yı gördün mü? |
| 19. teklifsiz konuşmada Vermek. 
Baba hiç param yok, biraz görsen beni, dediği sabahı minnetle anımsar Ali Bey. |
| 20. spor Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak. 
27 kez sorgulandı Kaynak (10.03.2021-08.10.2025)
|
| kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
231410 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| fiilden isim yapma eki Türkçe
Fiilden isim yapma eki -mak -mek olmak üzere iki şekli vardır
-Genel fonksiyonu itibarıyla fiillerin hareket isimlerini yapar. Bil --> bilmek. -Kalıplaşma sonucu somut isimler yapar. Çak --> çakmak.
14272 kez sorgulandı Kaynak (13.03.2009-03.03.2021)
-mak -mek
| Aynı son ekten türeyenler | |
| Türkçe
1. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak.  2. Sonunu getirmek. 
Bu para ile ayı çıkarırız. |
| 3. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek.  4. Bulmak, ortaya koymak. 
Yalanını çıkarmak. Yanlışını çıkarmak. |
| 5. Hatırlamak. 
Adamı nereden tanıdığımı tam olarak çıkarmaya çalıştım. |
| 6. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. 
Öfkesini benden çıkardı. |
| 7. Sağlamak, elde etmek. 
Ekmeğini taştan çıkarmak. |
| 8. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. 
Birini hırsız çıkarmak. Suçlu çıkarmak. |
| 9. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. 
Sonunda dayanamayıp o gece ne yediyse çıkardı. |
| 10. İlgisini keserek uzaklaştırmak.  11. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. 
İhtiyar hatun, onun ayakkabılarını ve ceketini çıkarıp çekilip gitmişti. |
| 12. Yayımlamak. 
Gençlerin tenkitlerini gördü, yeni çıkardıkları edebiyat tarihlerini karıştırdı. |
| 13. Gidermek. 
Lekeyi çıkarmak. |
| 14. Yapmak, üretmek. 
Bu terzi çok iş çıkarıyor. |
| 15. Sunmak. 
Konuklara çerez çıkardı. |
| 16. Göstermek. 
Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın. |
| 17. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. 
Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami... |
| 18. Yollamak, göndermek. 
Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti. |
| 19. Boşaltmak. 
Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik. |
| 20. Resim yapmak.  21. Fotoğraf çektirmek.  22. mecaz Söylemek. 
Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır. |
| 23. matematik Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. 
28 kez sorgulandı Kaynak (04.04.2021-04.04.2021)
|
| |