Türkçe
1. Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak. 
Bastığın yerlerde güller açtı, sarıldı ayaklarına. |
| 2. Küçük çocuklar ayakta durabilmek.  3. Bir şeyi, üzerine kuvvet vererek itmek. 
Motor çalıştıktan sonra debriyaja basarsınız. |
| 4. Sıkıştırarak yerleştirmek. 
Peyniri küpe basmak. |
| 5. Bası işi yapmak, tabetmek.  6. Örtmek, bürümek, kaplamak. 
Yollarını ot basmış, çamları yükselip saçaklarına el atmış olan bu büyük köşk. |
| 7. Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak. 
Şuraya başparmağını bas, dediler, ben de bastım. |
| 8. Baskın yapmak. 
Ölen kızın intikamını almak için köyü basıp yakmış. |
| 9. Bir kimse bir yaşa girmek. 
On dokuz yaşına yeni basmış, ürkek ve utangaç bir kızdım. |
| 10. Duman, sis vb. çevreyi kaplamak, çökmek. 
Şehri akşamüstü sis basmıştı. |
| 11. Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek. 
Pompa bozulmuş, suyu basmıyor. Otomobilin lastiğine hava basmak. |
| 12. Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak.  13. Uygunsuz vaziyette yakalamak.  14. mecaz Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak. 
Yüreğinin acısını duyuyordu. Sıkıntı basmış, terlemeye başlamıştı. İzin istedi. |
| 16 kez sorgulandı Kaynak (20.02.2021-20.02.2021)
|