Türkçe
1. Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek. 
Bu iki radyo istasyonu birbirini bozuyor. |
| 2. Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak.  3. Dokunmak, zarar vermek. 
Bu yemek midemi bozdu. |
| 4. Geçersiz bir duruma getirmek. 
Eğer nişanını bozduysa yazıklar olsun. |
| 5. Büyük parayı küçük birimlere ayırmak. 
Bir milyon lira bozar mısın? |
| 6. Bozguna uğratmak, yenmek, mağlup etmek. 
Düşman ordusunu bozmak. |
| 7. Altını paraya çevirmek, bozdurmak.  8. Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek.  9. Bağ veya bostanın son ürününü toplamak. 
Bostanı bozduk. |
| 10. Kızlığına zarar vermek.  11. Biçimini ve kullanılışını değiştirmek. 
Eskileri bozuyor; beni, çocuğu giydiriyor. |
| 12. Bırakmak, dağıtmak. 
Tam biraz rahat edeceğim, işimi bozuyorsun. |
| 13. mecaz Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. 
Adamcağızı fena bozdunuz. |
| 14. mecaz Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak. 
Adamcağız politika ile bozmuş. |
| 15. mecaz Kötü duruma getirmek. 
55 kez sorgulandı Kaynak (27.03.2021-27.03.2021)
|