Türkçe
1. Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek. 
Gözlüğünü takıp masaya eğildi. |
| 2. Düğün vb. törenlerde takı armağan etmek. 
Geline pırlanta yüzük takmışlar. |
| 3. Ad, lakap koymak. 
Ona bu adı kim takmıştır, ne zaman takmıştır, bilemiyor. |
| 4. Kuşanmak. 
Kılıç takmak. |
| 5. Kendisiyle birlikte götürmek, yanına almak veya arkasından izletmek. 
Arabaya hafiye kıyafetinde polis memurları da takıyorlar. |
| 6. mecaz Biriyle olumsuz olarak uğraşmak. 
Matematik öğretmeni ona taktığı için dersten kaldı. |
| 7. argo Borç bırakmak. 
Bu eve asilzadelerin biri girip öteki giderdi. Giden kirayı takar, gelen ortalığı kasıp kavururdu. |
| 8. argo Önemsemek, önem vermek, tınmak. 
Dün koskoca bir mebus kızıyken, bir zamanların Şalvarlı Nuriyesi'ni takar mıyım? |
| 9. argo Sınavını başaramamak. 
Bütün derslerden takarak sınıfta kaldı. |
| 13 kez sorgulandı Kaynak (10.03.2021-10.03.2021)
|