Türkçe
1. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. 
Masaya vurmak. Birinin başına vurmak. |
| 2. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. 
Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor. |
| 3. Etkisi bir yere kadar uzanmak.  4. Duyulmak, hissedilmek.  5. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. 
Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur. |
| 6. Olumsuz yönde etkilemek. 
Kriz kitap dünyasını da vurdu. |
| 7. Hızla değmek, çarpmak. 
Kolumu duvara vurmuşum. |
| 8. Sürmek. 
Duvara boya, tahtaya cila vurmak. Yakı vurmak. |
| 9. Takmak, koymak, bağlamak. 
Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 10. Bağlama, ilişkilendirmek. 
Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar. |
| 11. Olduğundan başka biçimde görünmek. 
Deliliğe vurmak. |
| 12. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. 
Bıçak vurmak. |
| 13. Uygulamak, basmak, koymak. 
Damga vurmak. |
| 14. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak.  15. Amaçladığı şeye rast getirmek.  16. Hızla çarpmak. 
Ayağını güm güm yere vurarak. |
| 17. Silahla yaralamak, öldürmek. 
Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar. |
| 18. Dokunmak, hasta etmek. 
Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden. |
| 19. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. 
Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş. |
| 20. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. 
Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu. |
| 21. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek.  22. Desteklemek, dayamak. 
Akşam olunca kapının desteğini vurduk. |
| 23. Çıkmak. 
Su dışarı vurdu. |
| 24. Sırtına, omzuna yerleştirmek. 
Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu. |
| 25. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak.  26. Tavla oyununda pulu kırmak.  27. mecaz Manevi olarak yaralamak.  28. argo İçki içmek.  29. argo Kadeh tokuşturmak.  30. argo Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. 
Birinin on milyon lirasını vurmak. |
| 31. matematik Çarpma işlemini yapmak. 
İkiyi dörde vurursak sekiz eder. |
| 19 kez sorgulandı Kaynak (02.03.2021-02.03.2021) vur- + -mak
Türkçe vur- fiil kökünden gelir.
|
Türkçe
1. Yönetip yürütmek, sevk etmek.  2. Devam etmek. 
Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer. |
| 3. Önüne katıp götürmek. 
Koyunları sürmek. |
| 4. Uzatmak, ileri doğru itmek. 
Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor. |
| 5. Dokundurmak, değdirmek. 
Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim. |
| 6. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. 
Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler. |
| 7. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. 
Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor. |
| 8. ticaret Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. 
Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler. |
| 9. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak.  10. Herhangi bir durum içinde bulunmak. 
Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu. |
| 11. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. 
Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi. |
| 12. Olmaya devam etmek. 
Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum. |
| 13. Zaman geçmek. 
Çok sürmez, her şey düzelir. |
| 14. Zaman almak. 
Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü. |
| 15. bitki bilimi Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek1, yeşermek. 
Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı. |
| 16. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. 
18 kez sorgulandı Kaynak (17.01.2021-17.01.2021)
|
| Türkçe
1. Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek. 
Gözlüğünü takıp masaya eğildi. |
| 2. Düğün vb. törenlerde takı armağan etmek. 
Geline pırlanta yüzük takmışlar. |
| 3. Ad, lakap koymak. 
Ona bu adı kim takmıştır, ne zaman takmıştır, bilemiyor. |
| 4. Kuşanmak. 
Kılıç takmak. |
| 5. Kendisiyle birlikte götürmek, yanına almak veya arkasından izletmek. 
Arabaya hafiye kıyafetinde polis memurları da takıyorlar. |
| 6. mecaz Biriyle olumsuz olarak uğraşmak. 
Matematik öğretmeni ona taktığı için dersten kaldı. |
| 7. argo Borç bırakmak. 
Bu eve asilzadelerin biri girip öteki giderdi. Giden kirayı takar, gelen ortalığı kasıp kavururdu. |
| 8. argo Önemsemek, önem vermek, tınmak. 
Dün koskoca bir mebus kızıyken, bir zamanların Şalvarlı Nuriyesi'ni takar mıyım? |
| 9. argo Sınavını başaramamak. 
Bütün derslerden takarak sınıfta kaldı. |
| 12 kez sorgulandı Kaynak (10.03.2021-10.03.2021)
|
| Türkçe
1. İp, bağ veya başka bir araçla bir şeyi bir yere veya birkaç şeyi birbirine tutturmak, birleştirmek. 
Gemiyi iskeleye bağlamak. |
| 2. Kumaş, ip, tel gibi şeyleri uçlarını birbiri arasından geçirmek suretiyle düğümlemek. 
İpi ipe bağlamak. |
| 3. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. 
Yarayı bağlamak. |
| 4. Denk yapmak, paket yapmak. 
Yatakları bağlamak. Eşyayı bağlamak. |
| 5. Anlaşma yapmak. 
İşleri bugün sözleşmeye bağladı. |
| 6. Uyulması zorunlu olmak. 
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. |
| 7. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek.  8. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. 
Bu iş beni bağladı. |
| 9. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak.  10. Geçişi engellemek. 
Bütün yolları bağlamışlar. |
| 11. Birini söz veya yazı ile bağlamak; taahhüt etmek, angaje etmek.  12. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek.  13. Yoğurt, yara vb. yüzey üzerinde katman oluşmak; tutmak. 
Hem öylesine bir yağmur ki toprağın yüzü kaymak bağladı ve Mehmet'le babasını ‘kaymak kıran’ tırmıklar ile bir hayli uğraştırdı. |
| 14. mecaz Gönlünü kazanmak. 
Bu davranışınız beni size bağladı. |
| 15. mecaz Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak.  16. mecaz Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. 
Kızım, ne yapsak da seni bu eve bağlayabilsek acaba? |
| 4 kez sorgulandı Kaynak (08.05.2024-08.05.2024)
|
| Türkçe
1. Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak. 
Bastığın yerlerde güller açtı, sarıldı ayaklarına. |
| 2. Küçük çocuklar ayakta durabilmek.  3. Bir şeyi, üzerine kuvvet vererek itmek. 
Motor çalıştıktan sonra debriyaja basarsınız. |
| 4. Sıkıştırarak yerleştirmek. 
Peyniri küpe basmak. |
| 5. Bası işi yapmak, tabetmek.  6. Örtmek, bürümek, kaplamak. 
Yollarını ot basmış, çamları yükselip saçaklarına el atmış olan bu büyük köşk. |
| 7. Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak. 
Şuraya başparmağını bas, dediler, ben de bastım. |
| 8. Baskın yapmak. 
Ölen kızın intikamını almak için köyü basıp yakmış. |
| 9. Bir kimse bir yaşa girmek. 
On dokuz yaşına yeni basmış, ürkek ve utangaç bir kızdım. |
| 10. Duman, sis vb. çevreyi kaplamak, çökmek. 
Şehri akşamüstü sis basmıştı. |
| 11. Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek. 
Pompa bozulmuş, suyu basmıyor. Otomobilin lastiğine hava basmak. |
| 12. Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak.  13. Uygunsuz vaziyette yakalamak.  14. mecaz Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak. 
Yüreğinin acısını duyuyordu. Sıkıntı basmış, terlemeye başlamıştı. İzin istedi. |
| 16 kez sorgulandı Kaynak (20.02.2021-20.02.2021)
|
| Türkçe
1. Başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak. 
İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı. |
| 2. Vurarak veya sürterek ses çıkartmak. 
Bir yandan mızıka istiklal havasını çalıyordu. |
| 3. Bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak. 
Fevkalade zekidir, iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır. |
| 4. Ses çıkarmak, ses vermek. 
Hafif hafif ıslıklar çalan sesi eski keskinliğini kaybetmiştir. |
| 5. Atmak, çarpmak, vurmak.  6. Üzerine sürmek. 
Ekmeğin üzerine yağ çaldı. |
| 7. Bozmak, zarar vermek.  8. Kumaşın bir parçasını kesmek.  9. Madeni oymak, kalemle işlemek.  10. Benzemek, andırmak. 
Geniş alınlı, kırmızıya çalar, kahverengi saçlı, altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi. |
| 11. mecaz Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak.  12. halk ağzında Süpürmek, temizlemek. 
Tozu çalmak. |
| 27 kez sorgulandı Kaynak (25.03.2021-25.03.2021)
|
| Türkçe
1. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. 
Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık. |
| 2. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. 
Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı. |
| 3. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. 
Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum. |
| 4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. 
Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık. |
| 5. Süresi dolduğunda ayrılmak. 
Daireden çıkmak. Hastaneden çıkmak. Cezaevinden çıkmak. |
| 6. Yapılmak, yürümek. 
Bu dairede işler kolay çıkmaz. |
| 7. Yetişecek ölçüde olmak. 
Bu kumaştan bir palto çıkar mı? |
| 8. Eksilmek. 
Dörtten iki çıkarsa iki kalır. |
| 9. Meydana gelmek. 
Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır. |
| 10. Sıyrılmak, ayrılmak. 
Bebeğin patiği çıktı. |
| 11. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. 
Borçlu çıkmak. Kârlı çıkmak. Alacaklı çıkmak. |
| 12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. 
Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra. |
| 13. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. 
Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık. |
| 14. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. 
Sularda bakteri çıktı. |
| 15. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. 
Başkana çıkmak. |
| 16. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. 
Arkadaşa piyango çıkmış. Bize yine gezi çıktı. Bu işten size de bir şey çıkar. |
| 17. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak.  18. Mal olmak. 
Bu ev dört milyara çıktı. |
| 19. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. 
Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı. |
| 20. Bir yere ulaşmak, varmak. 
Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar. |
| 21. Karaya ayak basmak. 
1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım. |
| 22. Yayılmak, duyulmak. 
Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu. |
| 23. Olmak, bulunmak, var olmak. 
Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı. |
| 24. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. 
Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın. |
| 25. Yayılmak. 
Lağımdan pis kokular çıkıyor. |
| 26. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. 
Güreşte ona çıkacak kimse yok. |
| 27. Bulaşmak. 
Kravatın boyası gömleğe çıktı. |
| 28. Binaya kat eklemek. 
Evin ikinci katını çıkmadan havalar bozuldu. |
| 29. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. 
Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı? |
| 30. Niteliği sonradan anlaşılmak. 
Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı. |
| 31. Belirmek, tanınmak. 
Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı. |
| 32. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. 
Akıllı çıktı da arkadaşına uymadı. |
| 33. Yerinden oynamak. 
Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı. |
| 34. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. 
Tencerenin bakırı çıktı. Zayıflıktan kemikleri çıkmış. |
| 35. Oluşmak, olmak. 
Fırtına çıkmak. Soğuk çıkmak. |
| 36. Piyasaya sürülmek.  37. Bitmek1, büyümek, sürmek. 
Ekinler çıkmaya başladı. Bıyığı çıktı. |
| 38. Verilmek. 
Maaş çıkmak. Emir çıkmak. |
| 39. Ay veya mevsim geçmek. 
Mart çıktı. Kış çıktı. |
| 40. Yeni yetişip satışa sunulmak. 
Erik çıkmış. Çilek daha çıkmadı. |
| 41. Yükselmek, artmak. 
Fiyatlar çıktı. |
| 42. Artırmak, fiyatı yükseltmek.  43. Sesini yükseltmek.  44. Büyük abdest bozmak.  45. Giderilmek, yok olmak. 
Leke çıktı. |
| 46. Unutmak. 
O söz benim hatırımdan çıkmadı. |
| 47. Ay, Güneş görünmek. "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu 
Hava açılmış, ay çıkmıştı. |
| 48. Yayımlanmak. 
Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu. |
| 49. Gelmek. 
Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti. |
| 50. Gerçekleşmek. 
İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya! |
| 51. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. 
Arabanın direksiyonu çıkmak. |
| 52. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. 
Ev, ev olmaktan çıktı. |
| 53. Flört etmek. 
Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım. |
| 54. Erişmek, görmek. 
Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım. |
| 55. mecaz Harcamak zorunda kalmak. 
Paradan çıkmak. Bin liradan çıktım. |
| 56. argo Vermeye katlanmak. 
Çık bakalım paraları! |
| 14 kez sorgulandı Kaynak (04.04.2021-04.04.2021)
|
| kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
231557 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| fiil kökü Türkçe
3 kez sorgulandı
|
| fiilden isim yapma eki Türkçe
Fiilden isim yapma eki -mak -mek olmak üzere iki şekli vardır
-Genel fonksiyonu itibarıyla fiillerin hareket isimlerini yapar. Bil --> bilmek. -Kalıplaşma sonucu somut isimler yapar. Çak --> çakmak.
14347 kez sorgulandı Kaynak (13.03.2009-03.03.2021)
-mak -mek
| Aynı son ekten türeyenler | |
| |