fiilden isim yapma eki Türkçe Fiilden isim yapma eki -mak -mek olmak üzere iki şekli vardır -Genel fonksiyonu itibarıyla fiillerin hareket isimlerini yapar. Bil --> bilmek. -Kalıplaşma sonucu somut isimler yapar. Çak --> çakmak. 14489 kez sorgulandı
Kaynak (13.03.2009-03.03.2021)
-mak -mek Aynı son ekten türeyenler
çalmak çatlamak çatmak çıkarmak çıkmak çocuklaşmak çoğalmak çoğaltmak çoğullaştırmak çoğumsamak çoklaştırmak dadanmak dalmak danışmak daralmak darlaşmak dayamak dayanmak dinlemek doğmak « ‹ 1. Sayfa 2. Sayfa 3. Sayfa 4. Sayfa 5. Sayfa 6. Sayfa 7. Sayfa 8. Sayfa 9. Sayfa 10. Sayfa 11. Sayfa 12. Sayfa 13. Sayfa 14. Sayfa 15. Sayfa › »
Misâlli Büyük Türkçe Sözlük
kaynak Farklı dönemlerdeki yazılı ve sözlü dil örneklerini 3 cilt halinde yaklaşık 3.650 sahife,61.000 madde, bunlardan türetilmiş 35.000 deyim ile 400 müellifin 1.000'e yakın eserinin taranmasıyla elde edilen 100.000 misalli bu temel başvuru eseri, Türkçemize bir sivil toplum kuruluşunun yaptığı önemli bir hizmet olması bakımından dikkate değerdir. Kubbealtı Lugatı'nın ilk bilimsel danışma toplantılarına 1971 yılında ilim ve fikir adamları ile Türk dili üzerinde çalışmış akademisyenlerden oluşan 12 kişilik bir heyetle başlanmıştır. Hazırlığı 1971, yazılması ise 1976 yılında başlayan Kubbealtı Lugatı 34 sene süren ciddi ve zahmetli bir çalışmanın sonunda 2005 yılında tamamlanmıştır Bilim, sanat ve edebiyat dünyasının yıllardan beri yayımlanmasını merakla beklediği Misalli Büyük Türkçe Sözlük nihayet tamamlanarak kültür hayatımıza kazandırıldı. Edebiyatçı İlhan Ayverdi'nin yönetiminde hazırlanan, üç büyük cilt hâlinde basılan sözlük,3 bin 500 sayfadan oluşuyor. Kapsamlı çalışma 1971 yılında başladı. Yüzlerce eser incelendi, tarandı, araştırıldı ve üç ciltlik Misalli Büyük Türkçe Sözlük tam 34 yılda hazırlandı.400 müellifin 1000'e yakın eserinin tarandığı eserde 100 bin civarında kelime ve deyimin karşılığı yer alıyor. Ayrıca kelime ve deyimler için Türk edebiyatının çeşitli metinlerinden seçilen örnekler gösteriliyor 85400 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar
Türkçe 1. Başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak . İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı.
2. Vurarak veya sürterek ses çıkartmak. Bir yandan mızıka istiklal havasını çalıyordu.
3. Bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak. Fevkalade zekidir, iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır.
4. Ses çıkarmak, ses vermek. Hafif hafif ıslıklar çalan sesi eski keskinliğini kaybetmiştir.
5. Atmak , çarpmak , vurmak . 6. Üzerine sürmek. Ekmeğin üzerine yağ çaldı.
7. Bozmak, zarar vermek. 8. Kumaşın bir parçasını kesmek. 9. Madeni oymak, kalemle işlemek. 10. Benzemek , andırmak . Geniş alınlı, kırmızıya çalar, kahverengi saçlı, altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi.
11. mecaz Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak. 12. halk ağzında Süpürmek , temizlemek . Tozu çalmak.
27 kez sorgulandı
Kaynak (25.03.2021-25.03.2021)
Türkçe 1. Parçaları ayrılıp dağılmayacak bir biçimde yarılmak. Eğer çay doldururken bardak çatlarsa, üzerlerinde nazar olduğuna hükmeder, gidip bir koşu ateşte tuz çevirirdi.
2. Bir yüzeyde kırışıklar, çizgiler oluşmak. Meşin ciltlerin çoğu kıvrılmış, bir kısmı da arkalarından çatlamıştı.
3. mecaz Aşırı yemekten, içmekten, yorgunluktan, ağlamaktan ölecek duruma gelmek veya ölmek. 4. mecaz Sıkıntı, sevinç, yalnızlık, heyecan, sabırsızlık, kıskançlık vb. ruhsal durumları aşırı derecede duymak. Neredeyse sevincinden yüreği çat deyip ortasından çatlayacaktı.
5. Ses pürüzlü, bozuk çıkmak. 84 kez sorgulandı
Kaynak (07.03.2021-07.03.2021)
Türkçe 1. Odun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak. Avlusunda silahlarını çatmış, ayaklarını germiş askerler var.
2. Kereste vb.ni birbirine tutturmak. Kırık tahtaları bir solukta yan yana çattılar.
3. Bir şeyi yapmak için gerekli parçaları bir araya getirmek. Koca bir nahiye titreştik, odunsuz yattık O büyük mektebi gördün ya, kışın biz çattık
4. Yükü hayvana iki yanlı yüklemek. 5. Başa yemeni, çatkı, yazma vb.ni bağlamak. 6. Üzücü, kızdırıcı veya şaşırtıcı olaylarla karşılaşmak. Hacı Mustafa bağırıyor, ömründe böyle bir işe çatmadığını söylüyordu.
7. Yazıyla veya sözle sataşmak. Böyle söyler de sonra yemek biraz azca çıkarsa yahut pek düzgün olmasa aşçıya çatacak gibi olur.
8. Rastlamak , karşılaşmak . Nerden çattım böylesi bir güzele...
9. hukuk Gemiler birbirine çarpmak. 41 kez sorgulandı
Kaynak (22.12.2020-22.12.2020)
Türkçe 1. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. 2. Sonunu getirmek. Bu para ile ayı çıkarırız.
3. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek . 4. Bulmak, ortaya koymak. Yalanını çıkarmak. Yanlışını çıkarmak.
5. Hatırlamak . Adamı nereden tanıdığımı tam olarak çıkarmaya çalıştım.
6. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Öfkesini benden çıkardı.
7. Sağlamak, elde etmek. Ekmeğini taştan çıkarmak.
8. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Birini hırsız çıkarmak. Suçlu çıkarmak.
9. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak . Sonunda dayanamayıp o gece ne yediyse çıkardı.
10. İlgisini keserek uzaklaştırmak. 11. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak . İhtiyar hatun, onun ayakkabılarını ve ceketini çıkarıp çekilip gitmişti.
12. Yayımlamak . Gençlerin tenkitlerini gördü, yeni çıkardıkları edebiyat tarihlerini karıştırdı.
13. Gidermek . Lekeyi çıkarmak.
14. Yapmak , üretmek . Bu terzi çok iş çıkarıyor.
15. Sunmak . Konuklara çerez çıkardı.
16. Göstermek . Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın.
17. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami...
18. Yollamak , göndermek . Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti.
19. Boşaltmak . Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik.
20. Resim yapmak. 21. Fotoğraf çektirmek. 22. mecaz Söylemek . Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır.
23. matematik Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. 28 kez sorgulandı
Kaynak (04.04.2021-04.04.2021)
Türkçe 1. İçeriden dışarıya varmak, gitmek . Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık.
2. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı.
3. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum.
4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık.
5. Süresi dolduğunda ayrılmak. Daireden çıkmak. Hastaneden çıkmak. Cezaevinden çıkmak.
6. Yapılmak , yürümek . Bu dairede işler kolay çıkmaz.
7. Yetişecek ölçüde olmak. Bu kumaştan bir palto çıkar mı?
8. Eksilmek . Dörtten iki çıkarsa iki kalır.
9. Meydana gelmek. Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır.
10. Sıyrılmak , ayrılmak . Bebeğin patiği çıktı.
11. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Borçlu çıkmak. Kârlı çıkmak. Alacaklı çıkmak.
12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra.
13. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık.
14. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Sularda bakteri çıktı.
15. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Başkana çıkmak.
16. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak . Arkadaşa piyango çıkmış. Bize yine gezi çıktı. Bu işten size de bir şey çıkar.
17. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. 18. Mal olmak. Bu ev dört milyara çıktı.
19. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı.
20. Bir yere ulaşmak, varmak . Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar.
21. Karaya ayak basmak. 1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım.
22. Yayılmak , duyulmak . Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu.
23. Olmak, bulunmak, var olmak. Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı.
24. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın.
25. Yayılmak . Lağımdan pis kokular çıkıyor.
26. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Güreşte ona çıkacak kimse yok.
27. Bulaşmak . Kravatın boyası gömleğe çıktı.
28. Binaya kat eklemek. Evin ikinci katını çıkmadan havalar bozuldu.
29. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?
30. Niteliği sonradan anlaşılmak. Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı.
31. Belirmek , tanınmak . Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı.
32. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Akıllı çıktı da arkadaşına uymadı.
33. Yerinden oynamak. Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı.
34. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Tencerenin bakırı çıktı. Zayıflıktan kemikleri çıkmış.
35. Oluşmak , olmak . Fırtına çıkmak. Soğuk çıkmak.
36. Piyasaya sürülmek. 37. Bitmek 1 , büyümek , sürmek . Ekinler çıkmaya başladı. Bıyığı çıktı.
38. Verilmek . Maaş çıkmak. Emir çıkmak.
39. Ay veya mevsim geçmek. Mart çıktı. Kış çıktı.
40. Yeni yetişip satışa sunulmak. Erik çıkmış. Çilek daha çıkmadı.
41. Yükselmek , artmak . Fiyatlar çıktı.
42. Artırmak, fiyatı yükseltmek. 43. Sesini yükseltmek. 44. Büyük abdest bozmak. 45. Giderilmek, yok olmak. Leke çıktı.
46. Unutmak . O söz benim hatırımdan çıkmadı.
47. Ay, Güneş görünmek. "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu Hava açılmış, ay çıkmıştı.
48. Yayımlanmak . Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu.
49. Gelmek . Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti.
50. Gerçekleşmek . İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!
51. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak . Arabanın direksiyonu çıkmak.
52. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Ev, ev olmaktan çıktı.
53. Flört etmek. Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım.
54. Erişmek , görmek . Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım.
55. mecaz Harcamak zorunda kalmak. Paradan çıkmak. Bin liradan çıktım.
56. argo Vermeye katlanmak. Çık bakalım paraları!
14 kez sorgulandı
Kaynak (04.04.2021-04.04.2021)
Türkçe 1. Azken çok olmak, çok duruma gelmek; artmak , bereketlenmek , fazlalaşmak , yükselmek , ziyadeleşmek . Ansızın aşağıda ayak sesleri, uğultular çoğaldı.
18 kez sorgulandı
Kaynak (27.02.2021-04.05.2024)
Türkçe 1. Miktarını, sayısını, ölçüsünü artırmak; çoğullaştırmak , çoklaştırmak , fazlalaştırmak , ziyadeleştirmek . Şüphe yok ki ölçüsüz bir para israfı bu borçları daha çoğaltacak, hiç azaltmayacaktı.
2. Çoğaltma makinesi kullanılarak sayısını artırmak; teksir etmek. 3 kez sorgulandı
Kaynak (04.05.2024-04.05.2024)
Türkçe 1. Çoğaltmak . “… başına felaket geleceğini ve gazeteci arkadaşlarının bu felaketi çabuklaştırmak ve çoklaştırmak maksadıyla neler yapacaklarını bilmiyor değildi…
98 kez sorgulandı
Kaynak (04.05.2024-04.05.2024)
Türkçe 1. isim Bir iş için bilgi veya yol sormak, görüş almak, istişare etmek, müracaat etmek, meşveret etmek. Doktor, bugün size ben asıl başka mesele danışmak için geldim.
23 kez sorgulandı
Kaynak (09.04.2021-09.04.2021)
Türkçe 1. Bir yere yaslanmak, kendini dayamak. Odalardan birinde köşeye dayanmış bir adam, sanki sızmış gibi görünüyor.
2. Bir şeyin üzerinde kurulmuş olmak. Karşılıklı bilmece sormaya dayanan seyirlik oyunlar da vardır.
3. mecaz Zarar görmemek, varlığını korumak, hasar görmemek. Bu gemi fırtınaya iyi dayanır.
4. mecaz Varmak , ulaşmak . Bu haber ortalığa yayılır yayılmaz banknotlarını kapan bankaya dayanıyor.
5. mecaz Bütün gücünü kullanarak bir işi yapmak. İki genç, kırarcasına küreklere dayandılar.
6. mecaz Bir iş sonunda birinin veya bir şeyin üzerinde kalmak. Bu proje sonunda bize dayanacak.
7. mecaz Birinden, bir şeyden güç almak, güvenmek, istinat etmek. Laikliği korumak için kanun kuvvetine mi, eğitim ve telkin kuvvetine mi dayanmalıyız?
8. mecaz Uzun süre kullanılmaya uygun olmak. Bu kumaş çok dayandı.
9. mecaz Tutunmak, karşı durmak, karşı koymak, mukavemet etmek. Merkezde Akhisar'ın, Bergama'nın da henüz dayandığını öğrendiler.
10. Yetişmek, yeter olmak. 11. mecaz Güç bir duruma katlanmak, çekmek, sabretmek, tahammül etmek. Kazılmış mezarın önüne geldiklerinde daha fazla dayanamayıp oracığa çöktü.
41 kez sorgulandı
Kaynak (04.03.2021-01.11.2022)